Müslümanların İcatları

 

Tik tak diye ses çıkaranı, sessiz olanı ya da zırrrr diye çalıp bizi titreteni, yatağımızdan zıplatanı… Pek çok çeşidi olan saatlerin icadı, yıllar yıllar önceye dayanıyor elbette. İnsanların bir dönem haberleşmek için güvercinlerden faydalandığını bilirsin. Tabi, telefon, telgraf bulunmadan çok önceki zamanlarda… Bunlar gibi, günümüzde hayatımızı kolaylaştıran pek çok şey, eski zamanlarda da kullanılıyordu. Peki, bunları kim icat etti? Avrupalılar, diyorsan bence bir kez daha düşün. Yok, yok düşünme! Çünkü ben senin için araştırdım, yazdım bile.

Pıt Pıt Pıt, Zaman Daralıyor

Günlük hayatımızda kol saatini, dijital saatleri, çalar saatleri ya da telefonumuzdaki saat göstergesini ne kadar çok kullandığımızı bir düşün! İşte yüzyıllar önce yaşayan Müslümanlar da namaz, oruç, Hacc ibadetlerini yapabilmek için zamanı bilmeye ihtiyaç duyuyorlardı. Aynı bizim gibi… Böyle olunca teknoloji gelişmese de bir yolunu bulup, zamanı bilmeleri gerektiğini anladılar. Bizim kullandığımız saatlerin ataları, yani ilk örnekleri olan “klepsydralar” ve su saatlerinden çıkan tek ses “pıt pıt” sesiydi. Basit bir vazo olan “klepsydra saatleri” Miladdan önce 1500 yılından önce Mısır’da kullanılıyordu. Vazonun alt kısmındaki borudan akan suyun miktarını ölçen çizgiler, zamanı ölçmeye yardımcı oluyordu. Farklı şekil ve ebatlardaki saatlerin yapılışı için ise insanlar, 1206 yılını beklemek zorundaydı. Dahi bir Müslüman olan Diyarbakırlı El-Cezeri, Artuklu sultanlarının hizmetinde olduğu bu dönemde, saatlerle ilgili önemli çalışmalar yaptı.

Aklım Karıştı

Miladdan önce mi?

Hz. İsa’nın doğumu bir milat olarak kabul edilmiş, Miladi Takvim de Hz.İsa’nın doğduğu tahmin edilen tarihe göre planlanmıştı. Bu takvim uygulanmaya başlamadan önce yaşanan olayların tarihleri için “miladdan önce” dememiz gerekiyor.

Su saati mi?

Su saatleri güneş saatleri gibi en eski zaman ölçüm yöntemlerinden biri.

Hiç Dakikalarca Bir Küple Uğraştın mı?

Sabır küpü ya da akıl küpü… Sana bir oyunu çağrıştırıyor mu, ne dersin? Evet, bence hatırladın.  Hani aynı renkleri tek tarafta toplamaya çalıştığımız o küpler. Bu küpler bizi dakikalarca uğraştırır, sabrımızı sınarlar. 9. yüzyılda yaşayan Muhammed bin Musa bin Şakir, Ahmet bin Musa bin Şakir ve Hasan bin Musa bin Şakir adındaki üç âlim, o dönemlerde bunun gibi oyunlar bulmak için epey uğraşmışlar. Oyuncakların ve eğlencelik eşyaların atası sayılabilecek harika şeyler icat etmişler. Mesela bunlardan biri, şaşırtıcı bir düzenek olan iki ağızlı şişe. İki ağzından iki farklı renkte sıvı doldurulan bu şişede, boşaltmaya sıra geldiğinde sıvılar doldurulduğu ağızdan değil de diğer ağızdan çıkıyordu. Sana şimdi şaşırtıcı gelmiyor olabilir ama o dönemde, bence şapkadan tavşan çıkması kadar ilgi görüyordu. Ve oldukça akıl karıştırıcı bir oyundu.

Aklım Karıştı

Alim mi?

Çok bilen, bilgili olduğu için herkesin fikir danıştığı insanlara denir. Aynı zamanda Alim, Allah’ın güzel isimlerinden biridir.

Düzenek mi?

Bir deney yapılırken ya da bir icat için çalışma yapılırken kullanılan sisteme denir.

Güzel Yazı Deyip de Geçme!

Güzel yazı dersleri, yorucu olsa da güzeldir. Çünkü yaptığımız meslekte, yazı yazarken, aldığımız derginin bize hazırladığı etkinlikleri çözerken hep el yazımızı kullanırız. Dolma kalemler de, güzel yazı yazmak için ortaya çıkmıştır tabi. Nasıl ortaya çıktığını merak ettin değil mi? Merak ettiklerimizi 953 yılında yazılan bir kitaptan öğreneceğiz. Her şey, o dönemde yaşayan Mısır Sultanı Muiz’in isteğiyle başlar. Onun habercisi olan Kadı Ebu Hanife Numan Bin Muhammed, kendisine verilen bir görev için hızlıca çalışmaya başlamış, dolmakalemi icat etmiş. Bu arada, “Biz kalemle yazıyoruz, peki kalem yokken insanlar neyle yazıyorlardı?” diye bir soru aklına geliyordur belki. Kalem henüz ortada yokken yaklaşık otuz santimetre uzunluğunda, farklı türde yazılar için ucu farklı kesilen kamış kalemler kullanılıyormuş.

Aklım Karıştı

Kadı mı?

Osmanlı döneminde bir görevliye verilen isimdir. Günümüzdeki hâkimlerin görevini yapıyorlardı.

İlk Hastane Kahire’de Kuruldu

Elbette hepimiz sağlıklı olmak isteriz ama arada rahatsızlandığımız, hastaneye gitmek zorunda kaldığımız zamanlar da olur. Böyle durumlarda bize düşen, bir an önce iyileşmek için büyüklerimizin, doktorumuzun tavsiyelerine uymaktır. Biz çok şanslıyız, oturduğumuz çevrede pek çok hastane var. Fakat 8.yüzyılda durum böyle değildi. Bu dönem hastanelerin yeni yeni açıldığı zamanlardı. İlk hastane Mısır’ın başkenti Kahire’de 872 ve 874 yılları arasında kuruldu. Hastanelerin işlevleri yani kurulma amaçları ise yine şimdikinden çok farklıydı. Ahmed bin Tolun isimli bu hastanede tüm hastalar ücretsiz tedavi ediliyordu. Yine 12.yüzyılda Suriye’nin başkenti Şam’da kurulan Nureddin Hastanesi de oldukça büyük olmasıyla dikkat çekiyordu. Burada tıp konusunda eğitim veriliyordu.

Osmanlı Çadırı Çok Beğeniliyordu

İzci takımlarına katılmasan da, yemyeşil ağaçlarla, kuşlarla kısacası doğayla iç içe olmak senin de ilgini çekiyordur. Biliyor musun? Eğer yüzyıllar önce çadır bulunmuş olmasaydı, günümüzde kamp yapan insanlara rastlayamayacaktık. Bu icadı da Müslümanlara borçluyuz. Çadırlar, eskiden Müslümanlar ve Bedevi Araplar tarafından bir ev gibi kullanılıyordu. Aynı zamanda ev gibi kullandıkları bu çadırlarda toplanıyorlardı. Çadırlar, Osmanlı sultanlarının resmi ziyaretleri için de kullanılırdı. Sultanı takip etmesi için özel bir çadır kurulurdu. Osmanlı döneminde kullanılan çadırlar, Avrupalıları da çok etkilemiş. Çadırlar o kadar yaygınlaşmış ki, çadırların ünü Fransız Kralı 14. Lois’in kulağına da gitmiş. Fransız Kralı’nın çok sayıda Türklerin kullandığı çadırlar gibi tören çadırları varmış.

Aklım Karıştı

Bedevi Araplar mı?

Çölde yaşayan ya da bir yerde uzun süre kalmayan göçebe bir topluluk.